İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bizim Evde Neler Oluyor?

Etrafınızdaki ailelere dikkat ediyor musunuz ? Çocuklar bizim çocukluğumuzdakinden daha başkalar. Zevkleri, istekleri, sınırları, yaşam tarzları bizden farklı. Daha da dikkat çekici olan bilinç yapıları, düşünce ve değerleri bizden farklı… Nesil farkı dediğimiz kavramla pekte aynılık göstermeyen bir değişim bu.

15 yaşındaki Burak, ailesinin onu zorla okula gönderemeyeceğini masaya yumruğunu koyarak haykırıyor.

10 yaşındaki Melisa, evde düşünce ve davranış özgürlüğüne hakkı olduğunu savunup, annesinin play station la oynamasına izin vermediği Mert ‘ i, hakkını aramak üzere provakate ediyor ve eylemle savunmaya çağırıyor.

9 yaşındaki Ezgi, okuldan geldiği zaman annesinin evde olmaya mecbur olduğuna inanıp, annesi gelene kadar kapıdan içeri adımını atmıyor.

6 yaşındaki Utku, babasına kız arkadaşına vermek üzere kırmızı gül siparişi veriyor, unutan babasını cezalandırıp gece yarılarına kadar çiçekçi aratıyor…

Bunlar benim çevremde olan reel örnekler ve çoğaltmak mümkün. Çocukların düşünce ve değerlerindeki değişiklik dikkatinizi çekmeye başladı mı?

Türk aile yapımız ataerkil denilen, babanın ve baba soyunun hakim olduğu bir model. Bu model bizi geniş aile dediğimiz iki neslin birlikte yaşadığı toplulukçu kültüre götürüyor. Geniş aile yapısında anne babalar, evli ya da bekar çocuklarıyla beraber aynı evde yaşarlar. Kent toplumunda olmasa da, Anadolu da örneklerini sıklıkla gördüğümüz geniş aile modelinde yeni evlenen çift erkek tarafının evine yerleşir. Baba egemenliği söz konusudur. Bu nedenle ‘ Ataerkil ‘ denir. Son dönem yerli dizilerde işlenen ‘ Ağalık ‘ dizilerinden aşinayız bu yapıya…

Ataerkil toplum örneklerini kent yaşantısında ne derece görüyoruz tartışılır. Ben bu sürecin ‘ Çocukerkil ‘ yapıya kaydığını gözlemlemekteyim. 250 alt sosyo ekonomik, 250 üst sosyo ekonomik yapıya sahip İstanbul ailesinde 2005 -2006 yılları arasında yaptığım bir araştırma sonucuna göre evlerde rutin işleyişte % 92 oranında çocukların fikri alınıyor. Eve eşya alımı, çocuğa eşya alımı, seyredilecek tv kanalı, gidilecek oyun, film, ev duvarlarının rengi, çocuğun odasının renk seçimi, evde yapılacak aktiviteler, yemek seçimi… gibi rutin konuların ele alındığı araştırmada soruların en az birine ‘ Çocuğumun fikrini alıyorum ‘ u diyenlerin sayısı % 92. Evdeki karar süreçlerinde çocukların rolünün incelendiği bu anket araştırmasında aileler gidecekleri yere, evde yapılacak yemeğe, alacakları arabaların markasına hatta rengine çocuklarının karar vermesini bekliyor.

Ortalama 150 kişinin anne babanın olduğu seminer salonunda; ‘ Dün akşam evde pişireceği yemeği kaç kişi çocuğuna sordu ? ‘ sorusuna kaldırılan elleri sayamadım ve soruyu tersten sorarak;  ‘ Kaç kişi sormadı’ dedim. 12 el kalktı.

Aynı salonda yemeğini bitirmeyen ya da hiç yemeyen çocuğuna kaç kişi yemesi için müdahale etmedi dedim 2 kişi el kaldırdı. ‘ Neden’  diye sordum, biri ‘ Israr etmekten bıktım artık, ben yoruldum o yorulmadı, kendi haline bıraktım. ‘ dedi. Diğeri; ‘ Aç olursa gelip yiyebileceğini biliyorum o da biliyor. ‘ dedi.

Peki babanın egemen olduğu, babaların dedelerin amcaların yanında çocuklara sevgi gösterilmesinin ayıp olduğu bu toplumda dengeler nasıl ve neden değişti?

Bu soruyu kısaca özetlemek gerekirse şu aşamalar sırasıyla gerçekleşti.

– Eğitim seviyesi yükseldi.

– Çalışan bayan bilinci oluştu.

– Evlendikten sonra işini bırakmayan bayan sayısı arttı.

– Çocuğu olduktan sonra işini bırakmayan anne sayısı arttı.

– Annelik içgüdüleri ‘ ihmal ettiğim çocuğum’ bilinçaltını yarattı.

– İçgüdülerle, yapılması gerekenler doğrular çelişti.

– Çelişkili yaşamlarda doz aşımına uğramış çocuklar meydana geldi.

Geniş aileden çekirdek aileye ( anne baba çocuktan oluşan ) dönüşme sürecinde ekonomik ve eğitimsel değişimler etkili oldu. Evde oturan bayan rolünün çalışan bayana, çalışan anneye dönüşmesiyle ve tabi eğitim seviyesinin yükselmesiyle annelerde çocukları için en doğruyu yapma bilinci oluştu.

Kadının radikal dönüşümü;

Eğitim seviyesinin artışına paralel olarak çalışan bayan sayısında kaçınılmaz bir artış meydana geldi. Kadına düşen eş ve anne rolüne bir yenisi ‘ Çalışan Bayan ‘ rolü eklendi. Çalışan bayan, evde oturana oranla daha fazla sosyal çevre içine girdi, algıları daha fazla açıldı, perspektifi genişledi, fikir alış verişi yapabileceği ortam sayısı arttı ve sonuç olarak sosyal ve bilişsel yönden gelişti. Bu gelişme onu çocuğu ile ilgili daha iyi neler yapabileceğini sorgulamaya itti.

Anneler, babalar kendileri ve çocukları için en iyisini en doğrusunu yapma eğilimine girdiler. Daha çok okudular, bu konuda gelen seslere, yayınlara daha duyarlı oldular. Bilinçlendiler…

Her şey yolunda gibi giderken bir sorun ortaya çıktı. Çocuklar değişmeye başladı. Bizim yetişme şeklimizden farklı ortamda yetişen çocuklarda doğal olarak bizden farklı geri bildirimler, davranış modelleri ortaya çıktı.

Her okuduğunu, öğrendiğini kendi çocuğuna uygulamaya çalışan ailelerde ‘ Çocukların bireysel farklılıklar gösterdiği’ ilkesi ihlal olduğu için küçük bir komplikasyon ortaya çıktı. Olumlu gibi gözüken bu mekanizmayı henüz sindirme aşamasındayken, karşılaşılan bu küçük sorun aşılamadan özellikle çalışan annelerin yaşadığı bir başka komplikasyon daha ortaya çıktı. Annelik içgüdüsünün yarattığı ‘ Yeterli miyim Duygusu ‘.  Bu mekanizma annelik duygularıyla çelişti, özellikle de çalışan anneler çocuklarına yeteri kadar zaman ayıramadıklarını düşünerek vicdan muhakemesine girdiler. Aradaki açığı kapatmak için maddi ödüllere daha sıklıkla başvurdular. Vicdan rahatlatmak için üstü örtülü bir şekilde çocukların her istedikleri yapılmaya başlandı. Çocuklarla arkadaş olunmaya başlandı. Sonunda bazı evlerde her istediği yapılan, yapılmadığında histeri krizine giren, alış veriş merkezlerinde kendini yerlere atan doz aşımına uğramış çocuklar meydana geldi…

Uzman Pedagog Elif Erol Kimdir?

 

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın