İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Figen Küçüköner Kırca İle Röportaj

Her hafta olduğu gibi röportaj bölümlerimizde anne ve babalarımız sağ olsunlar sorularımızı en içten şekilde cevaplıyorlar.Bu hafta da bizlerle bir anne,bir ebeveyn koçu,aile danışmanı,sevecen,anlayışlı bir anne var,Figen Küçüköner Kırca bizlerle.Onu daha iyi tanımak,aklımızda olan yada sizin de belki merak ettiğiniz soruları biz sorma imkanına sahip olduk.

En Trend Anne Bebek Çocuk fuarı vardı geçenlerde biliyorsunuz orada tanıştık biz Figen hanımla ,yazımıza bakmak isterseniz tık tık lütfen ..Nasıl sevecen,nasıl güzel bir ses tonu var görmelisiniz .İpek 1cimcime ile ve bizimle çok ilgilendi.Anne olmanın ve yapmış olduğu işten dolayı belki de ama bize çok iyi davrandı ,sorularımızı cevapladı.Daha sonra ee siz annesiniz ve röportaj bölümümüzde neden bizimle olmuyorsunuz dediğimiz zaman Figen hanım tabiki dedi ve sorularımızı cevapladı.Daha nice soru var aslında ona soracağımız…

Figen hanıma çok teşekkür ediyoruz ve bu söyleşimizi sizlerle paylaşmaktan çok mutlu oluyoruz…

Figen hanım merhaba,kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?

Öncelikle ilginiz ve bu ropörtaj için çok teşekkür ederim. Konyalıyım; orada büyüdüm, üniversiteye kadar orada okudum. Sonra İstanbul; Boğaziçi İktisat mezunuyum. 15 seneyi aşkın bir kurumsal hayat tecrübem var; ağırlıklı pazarlama alanında. Koçlukla tanışmam ve profesyonel koçluk eğitimleri almamla hayatımın ikinci kariyeri başladı. Şirketim Lifefocus’u kurdum. Temelinde koçluk yaklaşımı olan bireysel ve kurumsal gelişim programları ile eğitimler ve danışmanlık projeleri yapıyorum. Bu alanlardan biri olan anne baba koçluğu benim Türkiye’ye getirmeye ve gerek anne babalar gerekse şirketler ile tanıştırmaya çalıştığım önemli bir alan. İngiltere’de benim de eğitim aldığım Parent Coaching Academy ile işbirliğim var. Yıllardır burada birçok programı uyguladım. Halen de heyacanla yeni şeyler hazırlamaya, üretmeye çalışıyorum.

Anne olacağınızı öğrendiğiniz an neler hissettiniz?

Oğlum Yiğit şu an 11 yaşında. Dolayısıyla oldukça uzun bir zaman gibi geliyor ta o döneme gitmek ama unutulması mümkün değil. Çok büyük bir mutluluktu ve heyecan tabii. Ama o kadar rahat bir hamilelik geçirdim ki. Doğumdan sonra Yiğit’i kucağıma aldığım o ilk an ise mucizevi ve unutulmaz. O sıcaklık hissi hiçbir şeye değişilemez.

Çalışan anne olmanın zorluklarını yaşıyor musunuz?

Yiğit doğduğunda tam zamanlı bir çalışandım. 6 ay ara verdim sonra işe döndüm. Döndüğümün haftası ilk kez ateşlenmişti hiç unutmam işe ağlaya ağlaya gitmiştim. Ondan sonrasında 6 yaşına gelene kadar hep yoğun bir tempoda neredeyse sabah uyurken işe gittim akşam uyumasına yakın eve geldim. Zordu elbette ama hiç çalıştığım için pişmanlık duymadım. Onun okula başlaması ile beraber benim çalışma düzenim de değişti. Daha esnek ve kendi ayarlayabileceğim saatlere geçtim. Ama ilk zamanlar mutlu olmadı biliyor musunuz, sen neden işe gitmiyorsun dedi bana 🙂 Şimdilerde ise insanın kendi işini yapmasının doğası gereği yine yoğunluk yine zamansızlık var ama belli şeyleri organize etmek daha kolay elbette.

Oğlunuzun bebeklik dönemi nasıl geçti?Onunla beraber neler yapmaktan zevk alırsınız?

Çok huzurlu sakin bir bebekti. İlk 6 ay hep ben baktım. Birlikte evde, dışarda zaman geçirdik. 3-4 yaş civarı bizi biraz zorladı. Özellikle tuvalet alışkanlığı kazanma zamanları. Beraber oyun oynamayı çok severdi. Odasında yaş dönemine göre o an ne revaçtaysa onu oynardık, bir dönem peluş oyuncaklar, bir dönem oyun hamurları..uzun zaman kukla oynatmamı çok sevdi. Sonra sonra lego, bilgisayar derken…şimdi inanın aynen bir mühendis gibi projeleri var. Ağırlıklı lego üzerineJ Ben sadece yanında oturup onu izliyorum; sorular soruyorum. Bir de Cuma akşamları aile eğlence günümüz var. Film izleyip abur cubur yiyip zaman geçirmek. Tabii bir de popularitesini hiç kaybetmeyen top oynamak ve boğuşmak varJ

Anne-Baba Koçu olarak size en çok sorulan soru nedir ve bu sorunun çözülmesi için anne-babaları nasıl yönlendiriyorsunuz?

Gerek şirketlerde yaptığım çalışmalarda; gerekse bireysel olarak verdiğim desteklerde ebeveynlerin – anne olsun, baba olsun- zorlandığı alanın hayatlarındaki dengeyi kurabilmek olduğunu görüyorum. Özellikle de iş-eş-çocuk ve ben dengesini. Artık iş hayatı çok yoğun; hem içerik hem zaman olarak çok fazla yoruyor insanları. Çok iç içe yaşanıyor bu iki hayat. Hayatlarında bu kadar çok iş olmasından, çok çalışıyor olmaktan yakınıyorlar. Bu yoğunlukta, çocuklarına vakit ayıramamaktan şikayet ediyorlar. Bununla birlikte gelen vicdan azabı, suçluluk duygularıyla başedebilme…

Ayrıca; çocukların gelişim dönemi olarak bakarsak; 2-2,5 yaş, anaokulu ya da okula başlama dönemleri ve ergenlik de zorlanılan zamanlar. Bu dönemlerde zorlanılan konular ise inatlaşma -ya da çatışmaları diyelim- yönetme; bununla bağlantılı olarak kendisinin veya çocuğunun öfke ve kriz anlarının üzerinden gelme; disiplin konusu-sınır ve kural koyma, bunları tutarlı bir şekilde yürütme, ders-ödev-okul ile ilgili sorunlar ve doğru iletişim kurabilme diyebilirim.

Anne baba koçluğu yaklaşımında çalışma odağımız ebeveynler. Dolayısıyla ne konu olursa aynayı şöyle bir anne babaya çeviriyoruz. Aile hayatında neler var, neleri iyi yapıyor, nerelerde zorlanıyor bunlarıbelirleyip kararlar alıp hayata geçirmesine destek oluyoruz.

İpek şuanda 18 aylık ve 2 yaşına doğru ilerliyor.Herkesce sorunlu bir yaş olarak bilinen bu 2 yaş sendromunda  neler yapmalıyız?

İlk söyleyeceğim; “rahatlayın!” demek olur 🙂 Bu bir kriz veya sorun değil; bir dönem…ve geçecek! Önce zor 2 yaş, sonra bunun üçü, dördü, okul çağı, ergenliği…Yani çocuklar büyümeye devam ettikçe ebeveynlerin zorlandığı zamanlar da hiç bitmeyecek…aslında bu çok normal ve de doğal. Büyümek demek gelişmek ve değişmek demek. Değişmek de çoğu zaman sancılı olur. Bu sebeple; öncelikle çocuğumuza değil kendimize odaklanmalı ve onun “yeni gelişen huylarını” “inadını” vs değiştirmekle uğraşmak yerine bu durumları nasıl daha iyi yönetebileceğimizi düşünmeliyiz. İlk yıllarda bunu başarabilirsek; ileriki yıllarda – özellikle ergenlikte- çok daha rahat ederiz. Boşuna denmiyor ilk yaşlarda yaşananlar sonrasının provası diye!

Sakin ve sabırlı olacağız. Değişime ayak uydurmaya çalışacağız. Karşımızda ailemizin bir ferdi olduğunu; bizden farklı olduğunu ve onu değiştiremeyeceğimizi hatırlayacağız. Bizi zorlaması, değişmesi aslında sağlıklı büyüdüğünü geliştiğini gösterir. Çoğu zaman bize büyüdüğünü ispatlamaya çalışıyor. “Ben kendim yapabilirim” “kendi kararlarımı kendim verebilirim” “nasıl istersem öyle yaparım” gibi birey olduğunu gösteren şeyler yapıyor veya söylüyor…saygı duyacağız! Aile kurallarımız olacak…en baştan…ama bunları gelişim dönemlerinin ihtiyaçlarına göre tekrar tekrar gözden geçireceğiz. Bazıları değişecek, bazıları esneyecek belki bazıları tamamen ortadan kalkacak…Onu dinleyecek, onunla konuşacak, ona rol model olacağız. Ne kadar zorlarsa zorlasın onu sevdiğimizi ve bizim için değerli olduğunu her fırsatta dile getireceğiz.

Karşımızda her zaman “canavar” değil “canım-var”ı göreceğiz 🙂

Çalışan anneler izinleri bittiği zaman çocuklarını bırakacak güvenli insanlar aramaktadır.Bunlardan en önemliside Dadı yada Bakıcı bulma işlemidir.Bu aşamada annelere ve anne adaylarına ne yapmalarını öneriyorsunuz?

Çıkış noktası yine aynayı önce kendimize döndürüp bakmak olmalı: Ben nasıl bir anneyim/babayım? Biz nasıl bir aileyiz? Çocuğum nasıl bir çocuk? Bütün bu sorulara verilen cevapların bizi getirdiği nokta “bakıcıdan ne bekliyorum?”

Aileler çoğunlukla bu kriterleri net olarak belirlemeden işe başlıyor. Şöyle düşünelim; siz iş hayatında yeni bir işe girecek olsanız; iş tanımının ne olduğunu bilmek istemez misiniz? Benzer şekilde bir bakıcının da bir iş tanımı olmalı. Ondan ne bekleyeceğinizi öncelikle siz ve tabii ki o bilmeli. Yani çocuğuma baksın ama zaten zamanı da artıyor ütüyü de yapıversin, yemeği de sıkıştıralım araya çok mantıklı ve adilane gelmiyor bana. Eğer en değerli varlığınızı, canınızı teslim ediyorsanız, o zaman en öncelikle onun bakımıdır sorumluluk alanı. Bir de bakımıyla bağlantılı işler tabii… Beklenti net olursa değerlendirme de net oluyor.

Beklenti ile çok paralel bir diğer konu; sahip olacağı haklar, maddi, manevi imkanlar. Ne kadar para alacak, kaç saat/kaç gün çalışacak, ne zaman hangi şartlarda izin yapacak? Bunlar aslında dadının çocuğa bakma performasını ve motivasyonunu bazen doğrudan bazen de dolaylı etkiliyor. Ancak aileler tarafına baktığımda bu önemli konunun açıklıkla paylaşıldığını, empati ile karşının görüş ve isteklerinin değerlendirildiğini çok az görüyorum maalesef. Genel algı “ben işverenim, o çalışan” şeklinde. Her şeyi ben belirlerim. O yapmakla yükümlü. Yapmazsa da kızarım, surat asarım ama o böyle davranamaz!

Beklentiler netleştikten sonra devreye değerler giriyor. “Benim anne baba olarak değerlerim, çocuğa vermek istediklerim ne?” “Çocuğuma bakacak bu insanınkiler ile örtüşüyor mu?” Anne babaların bu farkındalıkları yüksek olursa; buna en yakın profili bulma şansları artar diye düşünüyorum.  Sonuç olarak tüm bu hassas noktalar iyi irdelenmediğinde; dadı bir hizmetçi, az paraya çok iş yaptırılan biri haline dönüşebiliyor maalesef. Kaçınılmaz olarak da,takvim yaprağı değişir gibi değişiyor.

Annenizle kendinizi kıyasladığınız zaman aranızda farklılıklar görüyor musunuz?

Valla daha çok benzerlikler görüyorum galiba 🙂 Düzen, tertip; temizlik konusunda bazı davranışlarım hele yıllar geçtikçe daha da benzemeye başladı. Ama ben onun kadar hamarat değilim 🙂 Çocuk yetiştirme konusunda da benzerliklerimiz var bence. Kendimi hatırlayamasam bile, benden oldukça küçük bir kardeşim olduğu için onun bebeklik ve çocukluk dönemlerini çok iyi hatırlıyorum ve benzer şeyleri benim de Yiğit’e yaptığımı görüyorum.

En son olarak da annelerimize-anne adaylarımıza ne tavsiye edersiniz?

Bugün anneler çocuk yetiştirmekle ilgili birçok şeyi çok kolay araştırıp öğrenebiliyor; sorup soruşturuyor. Bu çok güzel!  Ancak daha önemlisi çocuğumuzu tanımak, kendimizi hem bir birey hem ebevyen olarak farketmek, tutum ve davranışlarımızı buna göre şekillendirmek. Kısacası her türlü bilgiyi, yorumu edinsinler ama bunları süzüp kendilerine göre sentezleyip en uygun bulduklarını hayata geçirsinler derim.

Büyümek bir yolculuk; çocuklar bu yolculukta ilerlerken biz de onların ellerinden tutarak yürüyoruz. Rollerimizi farketmek nereden itibaren elimizi bırakmak gerektiğini bilmek de önemli. Daha da önemlisi ise her anının keyfini çıkarmak. Elbette sorunlar zorluklar olacak ama çocuk olmaya devam edecekleri çok kısa bir dönem var, bunun güzelliklerini kaçırmasınlar 🙂

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın