İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gamze Annenin Doğum Hikayesi

ANNE olacağınız günü beklerken doktorunuzun 40 haftalık planına sizde uymaya çalışırken birden bir sorun oluyor ve erken doğum teşhisi konup bebeğiniz alınabiliyor.Dünyada çok fazla var prematüre çocuk.Bu çocukların bakımları ve hastanedeki yeni doğan bakım ünitesi ve kuvözü ne kadar önemli olduğu o anı yaşadığınız zaman anlaşılıyor.Hayat bu, ne zaman ne olacağı maalesef belli değil.

Her hafta olduğu gibi bugünde bir annemizin doğum hikayesini sizlerle paylaşıyoruz.Bu annemiz bir prematüre annesi,daha 32 haftalıkken hayata gözlerini açan ve direnen minik prenses Berra’nın annesi.10.5 aylık olan Berra annesini çok seviyor ve onunla beraber her günün en güzel saatlerini beraber geçiriyor.Gamze anneye her şey için teşekkür ediyoruz ve hikayesini sizlerle paylaşıyoruz.Her zaman dediğimiz gibi ve tekrardan da söylüyoruz “doktorunuzu ve hastanenizi çok iyi seçin ve araştırın”.

“Çok kalabalık bir ailede büyüdüm, neredeyse her sene yeni bir bebeğin aramıza katıldığı. Bebeklere hem çok alışkın hemde çok seviyordum. Aralarında bir tanesi var ki anne gibi bakmıştım ona. Bir kızdı o ve kendime çok benzetirdim onu. Tek hayalim vardı onun gibi bir kızım olması.

2010 Haziran ayında evlendik sevgilim ile. Ve tam bir sene sonra öğrendik bebeğimizin olacağını. Öğrendiğimiz günün gecesi hafızamdan hiç gitmeyecek biliyorum, uyuyamamıştık, sevgilim iş seyehatini yarım bırakıp ilk uçak ile gelmişti yanıma, yanyana bir kadın bir erkek vardı, kontrolsüz bir gülümseme ile,sabaha kadar hayal kuran.

Çok rahat ve sakin bir hamilelik geçirdim. Çalışma stresi olmadan, ne bulursam okuduğum, en ince detayına kadar mantıklı bir alış-veriş listesi çıkararak geçti günlerim. O test bu test benim için sadece prosedür dü, hiç birinin sonucunu merakla beklemeden yaptırıyordum.

2012 ye merhaba dediğimiz ilk hafta, standart aylık kontrolümde “suyun azalmış” dedi doktorum. 30. Haftamdaydım. Sadece yatacaksın dedi, bu suyu koruyabilirsek en fazla 36. Haftayı görürüz diyordu.

Doğumun tek şekli normal olanıydı benim için, sezaryan aklımın ucundan geçmezdi. Bu fikir ile ilk o gün tanıştım ve hiç hoşuma gitmemişti.

32+4’tü. Suyum az ama kontrol altındaydı artık ve üç günde bir yapılan rutin kontrole gitmiştim o sabah.

Doktorum baktı baktı, diğer doktor arkadaşlarını çağırdı ve hep beraber o gün için doğum kararı alındı. Doktor odasında  sakin olan, anestezi şeklini konuşan ben, odadan çıktığımda bitmiş haldeydim. Sevgilimin çok önemli bir toplantısı olduğundan ilk kez yalnız gitmiştim hastaneye. Telefonda konuşamadım bile, “doğuma alacaklar, korkuyorum “ dedim ve anneme verdim telefonu.

4 saat sonra tekrar usg ile bakıldı ve suyun yeniden arttığı tespit edildi. O kadar kritik bir hafta içindeydim ki, bir saat kızımızın anne karnında durması, yoğun bakındaki birkaç güne bedeldi.

2 gün hastanede yattım, su yeniden sabitlenmişti.

18 Ocak Çarşamba sabahı , saat 6 civarı, kızım için tuttuğum günlüğe, “doğum günün bugün olacakmış gibime geliyor” yazmıştım. Oysa ki tüm sonuçlar taburcu edileceğim yönündeydi.

Saat 10, son usg kontrolü ve kesin karar, doğum…

Su tamamen bitmişti ve kordon basısı başlamıştı.

18 Ocak 2012 saat 14.20 Berra gözlerini açtı dünyaya.

Biz bahar çocuğu beklerken, kar tanesi gelmişti, İstanbul’un ilk karının düştüğü o gün.

Spinal anestezi özellikle tercihim olmuştu çünkü ne kadar süreceğini bilmediğimiz bir yoğun bakım süreci bizi bekliyordu, en azından sesini duymak, o ana şahit olmak istemiştim.

Hemen yoğun bakıma alındı, ve 18 gün sürdü…

Doğumda uyanık olmama rağmen, o kadar hızlı gelişti ki herşey yüzünü görememiştim kızımın. Doğduktan 2 gün sonra hemşirenin çektiği fotoğraf ile kızımı görmüştüm.

Hastaneden içim ve kucağım boş ayrılmıştım. O ana kadar hastane odasında gülümseyerek fotoğraflar çektiren  ben o andan sonra , neler olduğunu anlamaya başlamıştım.

Evdeki ilk akşam, sevgilim sağdığım sütü kızımıza götürmek için hastaneye gittiği sıralar, hayatımda ağlamadığım kadar çok ağladım. Çok yalnız hissetmiştim kendimi, bomboş…

“Ağlamak güzeldir” ya hani, gerçekten de güzelmiş…

O ağlama sonrası çok güçlü bir ben oldum. Yapmam gerekenleri idrak ettim. Ağlamalarımın kızıma hiçbir faydası yoktu. Onun anne sütüne ihtiyacı vardı. Bende ancak moralimi yüksek tutarsam süt üretebileceğimi biliyordum.

Sonrası karlı İstanbul yollarında, hastaneye poşet poşet süt taşımak ile geçti zaman. Günde 10 dakika camın arkasından, diğer prematüre anneleri ile yoldaş olduk birbirimize. Hepimiz “damdan düşmüştük” çünkü.

Ben hiç dokunamamışken ,hemşirenin kızıma dokunduğunu gördükçe içim yanıyordu.

Hergün kuyumcu tartısı misali gram gram kilo alışını takip ediyorduk; 5 gr,10 gr,50 gram diye hergün değişiyordu.

17. gün sabah hastaneden arandım, “emzirme denemesi için bekliyoruz sizi” dedikleri  an ki sevincimi kelimelere dökmem mümkün değil.

İlk kez kucağıma alacak, kokusunu duyacaktım…

Baş parmağım kadardı başı sadece, minicik bir beden, camın arkasından gördüğümdende küçükmüş dedim. Zaman dursun, tekrar almasınlar benden istedim.

Ertesi gün taburcu kararı verildi. Hastane çıkışı 4 beden büyük gelen bir minik savaşçı ile eve gidebilecektik artık.

Kendi kızımın huyunu suyunu hemşireden dinledim, bir yandan sevinç bir yandan içim acıyarak, tanımıyordum onu, yabancı birisi tanırken…

Prematüre annesi olmak, prematüre bir bebeğe sahip olmak, hayal ettiğim doğumu,sevinci , kutlamaları yaşayamamış olmak için her zaman içimde bir yerlerde kalacak ama hiçbir zaman bunlardan dolayı mutsuz ve depresif olmayı da kabul etmedi bünyem.

Tüm anne adaylarına tavsiyem, hep iyiyi düşünüp, her şeye hazırlıklı olmaları. Bu öyle duygusal olarak hazırlanılacak bir konu değil, yaşadıkça davranışlar ve duygular şekil alıyor ancak hastane şartları “yeni doğan yoğun bakım kuvöz sayısı, uzmanın yeterliliği” çok önemli konularmış.

Ben tüm bu zor şartlara rağmen lohusalık depresyonunu yaşamadım, eşimin deyimiyle “sonuna kadar hakkın vardı” diyor. Ancak kendimin ve çevremin hayatını zora sokmaktan başka bir şey olmayacaktı ve ben mutsuz olmayı tercih etmedim.

Unutmayın anne adayları ve anneler , uçakta bile önce anne maskesini taksın sonra çocuğu ile ilgilensin derler, anne fiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı olursa ancak bebeği mutlu ve sağlıklı olur.”

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın