Baskı Yerine İlgi

Nasıl anne-baba olduğumuz, nasıl anne-baba yaklaşımı ile büyüdüğümüze bağlıdır.  Şu an yaptıklarımızda bir şeylerin ters gittiğini hissediyorsak artık kendi ebeynlerimizden gördüklerimizi bir kenara koymaya, yenilenmeye ihtiyacımız var demektir. Çoğumuz korku üzerine kurulu otoriter ebeveynlikle (authoritarian parenting), bazılarımız ise yine korku üzerine kurulu izin verici ebeveynlikle (permisssive parenting) büyüdük. Otoriter ebeveynlikte çocuk, ebeveyninin sevgisini kaybetmekten korkarak büyür. Tüm davranışlarının temelinde bu korku vardır. Baskı ve tehdit geçici çözümler getirirken, çocukla ebeveyn arasındaki güçlü bağı da zedeler. İzin verici ebeveynlik ise, ebeveynin, çocuğunun sevgisini kaybetme korkusu üzerine kuruludur. Her iki model de reaktiftir yani tepki verir. Oysa proaktif, yani ileriye dönük, bir ebeveynlik modeli en idealidir.

Ebeveynlik uzun bir yolculuktur, kısa süreli çözümlerle ilerlemek işimizi kolaylaştırmayacağı gibi, daha da zorlaştıracaktır. Çocuğumuzla kurduğumuz bağ, en önemli ebeveynlik aracımızdır. Bu bağı güçlü tutmak için baskı, tehdit, cezadan uzak olmalıyız. Çocuklarımızın ihtiyaçlarının ve duygularının önemli olduğunu unutmamalıyız. Bir güç çatışmasına girerek, korku, baskı, tehdit ve ceza ile sorunu çözmek, aslında çocuğa “senin düşündüklerin, hissettiklerin, ihtiyaçların ve kararların önemli değil” mesajı vermektir.

Çocuğumuzla iletişimimizde “çatışma çözümleme” becerimizi kullanabiliriz. Bu beceriyi çocuklarımızın da öğrenmesini sağlayarak daha hızlı çözümler bulabiliriz. Çok küçük çocuklar bile modelleme yoluyla, çatışma çözümlemesini öğreneceklerdir. Oyuncağını arkadaşına vermek istemeyen çocuğun, arkadaşının elinden oyuncağını zorla çekip alması yerine, ona oynayacak başka bir oyuncağını vermesini öğretebiliriz. Aynı anda aynı oyuncağı istemeleri durumunda ise çözümü “kendilerinin” bulmasını teşvik edebiliriz. Oyuncağını paylaşması için baskı yapmak, ısrar etmek, kızmak, ilerde hem arkadaşlarıyla hem de ebeveyni ile olan ilişkisinde sorunlar yaratacaktır.

Alış-veriş için dışarı çıkması gereken ebeveynle gitmek istemeyen, evde oyun oynamak isteyen çocuk arasındaki güç çatışmasını; “hadi gel bakalım, ikimizin de isteğinin olması için bu sorunu birlikte çözmenin bir yolunu bulalım!” denebilir. Konuşma sonucunda belki de çocuk alış-verişe bir oyuncağı ile gitmeyi kabul edebilir ya da alış-veriş bir saat sonraya bırakılabilir. Çocuklarımızın ihtiyaçlarına saygı duyarak, onların da herkesin ihtiyaçlarına saygı duymasını öğretebiliriz.

Peki çatışmayı gidermek, çözüm yolu bulmak konusunda çocuğumuz işbirliğine yanaşmazsa ne olacak? O zaman onlara, ebeveynlerin de ihtiyaçları olduğunu anlatmamız gerekir. Eğer sınırları belirlemek çocuğu hala rahatsız ediyorsa onların duygularına odaklanmalıyız. İşbirliğine yanaşmayan küçük bir çocuğa ebeveyninin onsuz gideceğini söylemesi, asla kabul edilemez bir yaklaşımdır.

Her zaman “benim dediğim” olacak tavrı egosal bir durumdur. Bazen her iki tarafın ihtiyaçlarının aynı anda karşılanması mümkün olmayabilir. Egomuzun ısrarı ile onurumuzu korumanın peşine düşüp, ihtiyacımızın karşılanmaması durumunu kolay katlanabilir hale getirmek isteriz. Tehdit etmek veya bir, iki üç diye saymaya başlamak, çocuğa “senden büyüğüm, güçlüyüm; ya dediğimi yaparsın ya da seni incitirim!” demektir. Korkunun verdiği güç kolay ve hızlı etki eder ama ömrü kısadır. Sevginin gücü ise emek ister, oluşması için zamana ihtiyaç vardır ama bir kere başladığında etkisi güçlenerek artar ve çocuklar etki alanından hiç çıkmadan özlerini koruyarak gelişirler.

Pin It

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir